Samsun Üniversitesi İlahiyat Fakültesi organizasyonunda gerçekleştirilen Kriz ve Medeniyet Söyleşileri çerçevesinde “Filistin ve Gazze için Sosyal Farkındalık ve Sorumluluklarımız” başlıklı söyleşiye katılan Ersin Çelik, ayrıca İlahiyat Fakültesi Düşünce ve Ahlak Topluluğu tarafından Ballıca Kampüsünde Mimarlık ve Tasarım Fakültesi 8 Nolu Hangar’da düzenlenen “Sumud Filosunda Yaşananlar ve Yarınlar” başlıklı konferansta konuşmacı olarak yer alarak, Sumud Filosu yolculuğunda bizzat yaşadıklarını ve İsrail hapishanesinde maruz kaldığı uygulamaları kendi tanıklığı üzerinden katılımcılarla paylaştı.
Gazeteci-Yazar Ersin Çelik İlahiyat Fakültemiz tarafından düzenlenen Kriz ve Medeniyet Söyleşileri kapsamında “Filistin ve Gazze için Sosyal Farkındalık ve Sorumluluklarımız” başlıklı söyleşiye katılarak, Gazze’de yaşanan insani krizi toplumsal sorumluluk ve vicdani farkındalık ekseninde değerlendirdi. Rektörlük Şehir Ofisinde düzenlene programa Rektör Prof. Dr. Mahmut Aydın, akademik ve idari personel ile davetliler katılım gösterdi.
Ana Akım Medya ve Sosyal Medyanın Rolü
Söyleşinin konuğu Gazeteci-Yazar Ersin Çelik, konuşmasında Gazze’de yaşanan insani krizi toplumsal sorumluluk, vicdani farkındalık ve medya okuryazarlığı ekseninde değerlendirerek, “Sumud Filosu” sürecinde edindiği saha tecrübelerini ve gözlemlerini katılımcılarla paylaştı. Söyleşiye tüm katılımcılara teşekkür ederek başlayan Ersin Çelik, Üniversitemizde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Konuşmasının başında, Sumud Filosu’na Türkiye adına katılan aktif gazeteci olduğunu belirten Çelik, filonun dünya gündemine taşınması için doğru, hızlı ve sürekli bilgi akışına ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle ekipte yer alan herkesin imkânı ölçüsünde iletişim ve görünürlük üretmeye odaklandığını söyledi. Çelik, filonun amacının Gazze’ye yönelik küresel dikkati artırmak olduğunu, bu hedefin uluslararası kamuoyunda oluşturulan yankı üzerinden karşılık bulduğunu belirtti ve filonun “neden yola çıktığı, neyi hedeflediği, hangi sonuçları ürettiği” başlıklarını bu çerçevede ele aldı. Ersin Çelik, 7 Ekim sonrasında dünyanın gözleri önünde bir soykırımın yaşandığını, iletişim teknolojilerinin erişilebilirliği sayesinde bunun canlı biçimde takip edildiğini dile getirdi. Medyanın savaş süreçlerinde üstlendiği rolü hatırlatan Çelik, 2003 Irak işgali döneminde ana akım yayıncılığın işgali meşrulaştıran bir işlev gördüğünü, benzer bir medya kurgusunun 7 Ekim sonrasında Gazze için de devreye alındığını ifade etti. Bu süreçte yalnızca askeri güçler hareket etmediğine dikkat çeken Çelik; BBC, CNN ve çok sayıda küresel yayın organı da eş zamanlı bir söylem hattı kurduğunu kaydetti. “Ana akım medyanın perdelemesi sosyal medyayı ayağa kaldırdı.” diyen Çelik, yaptığımız her paylaşımın bir karşılığı olduğunu ifade ederek: “İnsanlar BBC’nin, CNN’in önüne gidip eylem yapmaya başladılar Avrupa’da. Bu sosyal medyada oluşan dalga küresel, kitlesel eylemleri de arttırdı.” Diye konuştu. Konuşmasında Avrupa ve Amerika’da oluşan toplumsal tepkiye de değinen Çelik, Gazze’ye destek eylemlerinin birçok ülkede baskıyla karşılaştığını, kefiye taşıyanların dahi gözaltı süreçleriyle yüz yüze kaldığını söyledi. Buna rağmen toplumların geri çekilmediğini, hafta sonları düzenli biçimde kitlesel yürüyüşlerin ortaya çıktığını ifade eden Çelik, akademik çevrelere yönelik baskıları da örneklerle anlatarak üniversite kampüslerindeki öğrenci hareketleri ve yönetim değişikliklerinin bu gerilimi görünür kıldığını belirtti. Çelik, Birleşmiş Milletler’in ve uluslararası kurumların sahadaki şiddeti durdurma kapasitesi üretemediğini, hatta kurum çalışanlarının hedef alınabildiğini vurgulayarak yaşananların din, ırk, mezhep ayrımı tanımayan bir “insanlık sorunu”na dönüştüğünü söyledi. Bu süreçte ana akım medyanın perdeleme girişimlerine karşı sosyal medyanın bir karşı-hat ürettiğini ifade eden Çelik, paylaşımların ve dijital görünürlüğün Avrupa’da medya kuruluşları önünde gerçekleşen protestolara, ardından kitlesel eylemlere zemin oluşturduğunu, böylece ana akım söylemin baskılandığını dile getirdi.
Sumud Filosu’nda Sivil Katılım Dalgası ve Deniz Hattında Yaşanan Kritik Süreç
Söyleşinin dikkat çekici başlıklarından biri, filonun başvuru sürecinde ortaya çıkan toplumsal dalga oldu. Çelik, filonun internet duyurusunun ardından çok kısa sürede çoğu Avrupalı yüz binlerce insanın başvuru yaptığını, yoğunluk nedeniyle sistemin kapandığını ifade ederek, Gazze’ye yönelik uluslararası vicdanın büyüklüğünü bu tabloyla anlattı. Çelik, bu kitlenin yaşam tarzları ve sosyal profilleri itibarıyla “öngörülen kalıplara” sığmadığını; ailelerini, kariyerlerini bırakıp gelen kararlı, cesur ve sürekli eylem hâlinde olan bir sosyolojiyle karşılaştığını söyledi. Bu sürecin İsrail’in propaganda düzeneklerini aşındırdığını, Batı’da “uyanış” olarak adlandırdığı bir kırılma yarattığını vurguladı.Denizdeki güvenlik ve diplomasi gerilimini de ayrıntılandıran Çelik, sabotajlara rağmen filonun Gazze karasularına doğru ilerlediğini, farklı ülkelerin resmî tutumlarında “görüntü veren” yaklaşımlar bulunduğunu, bazı hatlarda istihbarat paylaşımı iddialarının konuşulduğunu aktardı. Bir sabah filonun çevresinde savaş gemilerinin belirdiğini söyleyen Çelik, Türk bayraklarının görünürlüğünün sahadaki gerilimi büyüttüğünü, bazı anlarda insani destek adı altında kumanya ve bebek maması gibi malzemelerin de teknelere ulaştırıldığını belirtti. Çelik, havadan 7/24 izleme baskısını da anlattı; Türkiye’ye ait insansız hava aracı varlığının uluslararası sularda olası bir müdahaleyi caydıran bir unsur oluşturduğunu, bu nedenle İsrail’in zamanlama planında gecikme yaşadığını ifade etti. Filonun Gazze’ye çok yaklaştığını, bazı teknelerin kıyının çıplak gözle görülebildiği mesafelere kadar eriştiğini belirten Çelik, bir sivil teknenin “selam vermek” için dahi o noktaya ulaşmasının Gazze’deki insanlar açısından psikolojik ve sembolik değer taşıdığını söyledi.
Kaçırılma Sonrası Küresel Tepki, Ateşkes Baskısı ve Şiddetsiz Direnişin Etkisi
Çelik, kaçırılma sürecinin ardından birçok ülkede kitlesel eylemlerin gerçekleştiğini, bunun İsrail’i diplomatik açıdan sıkıştırdığını, elliden fazla ülke vatandaşının alıkonulmasının uluslararası baskıyı artırdığını belirtti. Bu baskı ikliminin ateşkes sürecine giden yolda etkili olduğunu söyleyen Çelik, sivil aktivizmin siyaseti baskılayan bir güç ürettiğini, Sumud Filosu’nun bu yönüyle “şiddetsiz” ama caydırıcı bir araç haline geldiğini dile getirdi. İsrail’in vaatlerini tutmaması nedeniyle daha büyük bir filonun hazırlıklarının konuşulduğunu, Gazze’ye gıda girişinin hâlâ sınırlı olduğunu, barınma ve sağlık koşullarının ağır seyrettiğini ifade eden Çelik, bu noktada iki stratejik avantajdan söz etti: şiddetsizliğin sahadaki meşruiyet gücü ve propaganda üstünlüğünün giderek karşı hatta geçmesi. Çelik İsrail, şiddet üretme kapasitesini kullandığını buna karşılık şiddetsiz direnişin, İsrail’in elindeki meşruiyet araçlarını daralttığıni gözler önüne serdi. Söyleşide boykotun etkisi hakkında da açıklamalarda bulunan Çelik, sivil düzlemde en etkili araçlardan birinin boykot olduğunu, bunun sabote edilmesine yönelik “pazarlaştırma” ve “kafa karışıklığı üretme” girişimlerine karşı uyanık olunması gerektiğini söyledi. Çelik ayrıca, İsrail’in genç kuşakları kontrol altına almak üzere TikTok ve X gibi mecralara odaklandığını, ana akım medyanın itibar üretemediği bir dönemde propaganda bütçelerinin büyüdüğünü ifade etti. Çelik, yeni kuşakların yalan anlatıları kabul etmediğini, bu nedenle dünyanın 7 Ekim öncesi dengeye geri dönmesinin mümkün görünmediğini söyledi. Çelik Birleşmiş Milletler’in yapısından uluslararası politikalara kadar birçok alanda dönüşüm beklentisini dile getirdiğini sözlerine ekledi.
Gazze’ye Yardımın Zorlukları, Yumuşak Diplomasi ve Dijital Savaşın Yeni Riskleri
Soru-cevap bölümünde, yardım mekanizmalarına ilişkin yöneltilen soruya yanıt veren Ersin Çelik, Gazze’ye yardımın yüksek maliyet ve kara borsa koşulları nedeniyle çok zorlaştığını, buna rağmen güvenilir kurumlar üzerinden yapılan yardımların ulaştırılabildiğini söyledi. Çelik, Kızılay ve AFAD tırlarının Mısır tarafında hazır beklediğini, içeri giren her yardımın bir başarı anlamına geldiğini, güvenilir kuruluşların tercih edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Çelik Devlet ve sivil toplum ilişkisine dair soruya yanıtında ise bazı durumlarda sivil yapıların “yumuşak diplomasi” aracı olarak devletlerin önünü açabildiğini, sahada refleks üretme kapasitesinin bu şekilde güçlenebildiğini belirtti. Söyleşinin son bölümünde sosyal medyanın hem güç hem de karşı-güç üretme kapasitesi taşıdığını söyleyen Çelik, zamanla görüntülerin kanıksanmasının duyarlılığı aşındırabileceğini, bunun da bir “sersemleşme” etkisi oluşturduğunu ifade etti. Çelik, teknoloji ve veri ekosisteminin savaşın doğasını değiştirdiğini, WhatsApp gibi araçların dahi hedefleme süreçlerinde risk üretebildiğini söyleyerek, “savaş” kavramının yalnızca söylem düzeyinde ele alınmaması gerektiğini belirtti.Programın kapanışında, misafir konuşmacıya ve katkı sunan akademisyenlere teşekkür edilirken, Ersin Çelik katılımcıların sorularını yanıtlamasının ardından söyleşi tamamlandı.
Sumud Filosu’nun Amacı ve Önemi
Gazeteci-Yazar Ersin Çelik aynı zamanda Üniversitemiz İlahiyat Fakültesi Düşünce ve Ahlak Topluluğu tarafından Ballıca Kampüsünde Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Sekiz Nolu Hangar’da düzenlenen “Sumud Filosunda Yaşananlar ve Yarınlar” başlıklı konferansta da Sumud Filosu yolculuğunda bizzat yaşadıklarını ve İsrail hapishanesinde maruz kaldığı uygulamaları kendi tanıklığı üzerinden ayrıntılarıyla anlattı. Çelik, konuşmasında Filistin meselesinin yalnızca coğrafi ya da siyasi bir başlık olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, Gazze’nin bugün bütün dünyayı dönüştüren tarihsel ve sosyolojik bir kırılma alanına dönüştüğünü ifade etti. Ersin Çelik, “sumud” kavramının Filistin bağlamında sebat, direnç ve yerinde kalma iradesini ifade ettiğini vurgulayarak, bu kavramın soyut bir söylemden öte, kuşatma ve yok etme politikalarına rağmen gündelik hayatı sürdürme kararlılığı anlamına geldiğini dile getirdi. Bu çerçevede, 2025 ortalarında sivil toplum öncülüğünde başlatılan Küresel Sumud Filosu’na fiilen katıldığını belirten Çelik, filonun Gazze’ye uygulanan ablukayı kırmayı, Gazze’de yaşanan insani yıkımı doğrudan görünür kılmayı ve uluslararası kamuoyunda vicdani ve siyasi bir baskı oluşturmayı hedeflediğini aktardı. Çelik, bu sürecin yalnızca bir yardım girişimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, aksine devletlerin ve uluslararası kurumların aciz kaldığı bir denklemde sivil iradenin devreye girdiği küresel bir itiraz hattı oluşturduğunu ifade etti. Konuşmasında Sumud Filosu’nun hazırlık ve yolculuk sürecine de ayrıntılı biçimde değinen Ersin Çelik, farklı ülkelerden gelen aktivistlerin uzun ve zorlu bir eğitim sürecinden geçirildiğini, psikolojik ve fiziki dayanıklılık testlerinin uygulandığını ve yolculuğun her aşamasında ciddi risklerin göze alındığını anlattı. Akdeniz açıklarında seyir hâlindeyken insansız hava araçları tarafından takip edildiklerini, teknelerin üzerine bombalar atıldığını ve açık denizde ölümle yüz yüze gelinen anlar yaşandığını aktaran Çelik, bu deneyimin Gazze halkının yıllardır maruz kaldığı sürekli bombardıman gerçeğini çok daha derinden hissettirdiğini söyledi. Teknedeki çeşitlilikten de bahseden Çelik, Arjantinli, İtalyan, Bulgar kaptanlar ve mürettebatın gösterdiği fedakarlıktan etkilendiğini ifade ederek: “Futbol oynayan Arjantinli Gonzalo, Gazze için Los Angeles’tan en pahalı bileti alıp önce Amerika’ya, oradan İtalya’ya uçtu. Adamın gelme biçimi, fedakarlıkları benden çok daha üsttü.” Diye konuştu.
Yolculuk Sırasında Yaşananlar
Ersin Çelik, İsrail güçleri tarafından alıkonulduklarını, silahlı askerler eşliğinde gözaltına alındıklarını ve İsrail hapishanesinde kaldıkları süre boyunca psikolojik baskı, hakaret, susuz bırakma ve kelepçeli bekletme gibi uygulamalara maruz kaldıklarını ifade etti. Çelik, İsrail askerlerinin ve yetkililerinin özellikle Türk vatandaşlarına karşı açık bir düşmanlık sergilediğini, gazeteci kimliği nedeniyle sorgulamalara maruz kaldığını ve gözleri bağlanarak saatlerce dolaştırıldığını belirterek, hapishanede yaşanan bu sürecin, İsrail’in uluslararası hukuk ve insan hakları karşısındaki tutumunu çıplak biçimde ortaya koyduğunu vurguladı. Konuşmasında Batı kamuoyunda yaşanan dönüşüme de dikkat çeken Ersin Çelik, Gazze’de yaşananların Avrupa ve Amerika’da ciddi bir vicdani uyanışa yol açtığını, çok sayıda Batılı aktivistin Filistin meselesini kendi tarihsel deneyimleriyle ilişkilendirerek sahiplenmeye başladığını ifade etti. Sumud Filosu’na katılan farklı ülkelerden aktivistlerin fedakârlıklarını örnekleriyle aktaran Çelik, bu sürecin Batı’da Siyonizmle yüzleşme ve İsrail algısının çözülmesi bakımından önemli bir kırılma oluşturduğunu dile getirdi.
Gazze Bir İnsanlık Meselesi Haline Geldi
Ersin Çelik, Sumud Filosu’nun başarısını yalnızca Gazze’ye ulaşma meselesi üzerinden değerlendirmediğini belirterek, elliden fazla ülkeden yüz binlerce insanın bu tür girişimlere katılmak istemesinin İsrail açısından ciddi bir meşruiyet krizi anlamına geldiğini ifade etti. Filonun Gazze açıklarına kadar ilerlemesinin, Gazze halkı açısından “yalnız değilsiniz” mesajı taşıdığını vurgulayan Çelik, İsrail’in filoyla meşgul olduğu süreçte Gazze’de balıkçıların rahatça avlanabilmesinin dahi bu yolculuğun insani değerini ortaya koyduğunu söyledi. Konuşmasının sonunda boykot çağrısında da bulunan Ersin Çelik, bireysel tercihlerle oluşturulan tüketim reflekslerinin güçlü bir yaptırım aracına dönüşebileceğini belirterek, gençlerin bu konuda kararlı ve bilinçli bir duruş sergilemesinin önemine dikkat çekti. Çelik, Gazze meselesinin herkesin önüne ahlaki bir fatura koyacağını ve bu faturadan kaçmanın mümkün olmadığını ifade ederek konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Gazze herkesin önüne bir fatura koyacak. Tarafsız olmak, ortada durmak da kaybettirecek herkesi. İsrail’e destek vermeyen ama karşıt duruş da sergilemeyenler de hesap verecek. Gazze bir insanlık meselesi haline geldi. İslami değerler insani değerlerle buluşuyor.”
Soru cevap bölümünün ardından sona eren söyleşinin ardından İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen Filistin temalı afiş ve slogan yarışmasının finali gerçekleştirildi ve dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi.


Gazeteci-Yazar Ersin Çelik İlahiyat Fakültemiz tarafından düzenlenen Kriz ve Medeniyet Söyleşileri kapsamında “Filistin ve Gazze için Sosyal Farkındalık ve Sorumluluklarımız” başlıklı söyleşiye katılarak, Gazze’de yaşanan insani krizi toplumsal sorumluluk ve vicdani farkındalık ekseninde değerlendirdi. Rektörlük Şehir Ofisinde düzenlene programa Rektör Prof. Dr. Mahmut Aydın, akademik ve idari personel ile davetliler katılım gösterdi.
Ana Akım Medya ve Sosyal Medyanın Rolü
Söyleşinin konuğu Gazeteci-Yazar Ersin Çelik, konuşmasında Gazze’de yaşanan insani krizi toplumsal sorumluluk, vicdani farkındalık ve medya okuryazarlığı ekseninde değerlendirerek, “Sumud Filosu” sürecinde edindiği saha tecrübelerini ve gözlemlerini katılımcılarla paylaştı. Söyleşiye tüm katılımcılara teşekkür ederek başlayan Ersin Çelik, Üniversitemizde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Konuşmasının başında, Sumud Filosu’na Türkiye adına katılan aktif gazeteci olduğunu belirten Çelik, filonun dünya gündemine taşınması için doğru, hızlı ve sürekli bilgi akışına ihtiyaç duyulduğunu, bu nedenle ekipte yer alan herkesin imkânı ölçüsünde iletişim ve görünürlük üretmeye odaklandığını söyledi. Çelik, filonun amacının Gazze’ye yönelik küresel dikkati artırmak olduğunu, bu hedefin uluslararası kamuoyunda oluşturulan yankı üzerinden karşılık bulduğunu belirtti ve filonun “neden yola çıktığı, neyi hedeflediği, hangi sonuçları ürettiği” başlıklarını bu çerçevede ele aldı. Ersin Çelik, 7 Ekim sonrasında dünyanın gözleri önünde bir soykırımın yaşandığını, iletişim teknolojilerinin erişilebilirliği sayesinde bunun canlı biçimde takip edildiğini dile getirdi. Medyanın savaş süreçlerinde üstlendiği rolü hatırlatan Çelik, 2003 Irak işgali döneminde ana akım yayıncılığın işgali meşrulaştıran bir işlev gördüğünü, benzer bir medya kurgusunun 7 Ekim sonrasında Gazze için de devreye alındığını ifade etti. Bu süreçte yalnızca askeri güçler hareket etmediğine dikkat çeken Çelik; BBC, CNN ve çok sayıda küresel yayın organı da eş zamanlı bir söylem hattı kurduğunu kaydetti. “Ana akım medyanın perdelemesi sosyal medyayı ayağa kaldırdı.” diyen Çelik, yaptığımız her paylaşımın bir karşılığı olduğunu ifade ederek: “İnsanlar BBC’nin, CNN’in önüne gidip eylem yapmaya başladılar Avrupa’da. Bu sosyal medyada oluşan dalga küresel, kitlesel eylemleri de arttırdı.” Diye konuştu. Konuşmasında Avrupa ve Amerika’da oluşan toplumsal tepkiye de değinen Çelik, Gazze’ye destek eylemlerinin birçok ülkede baskıyla karşılaştığını, kefiye taşıyanların dahi gözaltı süreçleriyle yüz yüze kaldığını söyledi. Buna rağmen toplumların geri çekilmediğini, hafta sonları düzenli biçimde kitlesel yürüyüşlerin ortaya çıktığını ifade eden Çelik, akademik çevrelere yönelik baskıları da örneklerle anlatarak üniversite kampüslerindeki öğrenci hareketleri ve yönetim değişikliklerinin bu gerilimi görünür kıldığını belirtti. Çelik, Birleşmiş Milletler’in ve uluslararası kurumların sahadaki şiddeti durdurma kapasitesi üretemediğini, hatta kurum çalışanlarının hedef alınabildiğini vurgulayarak yaşananların din, ırk, mezhep ayrımı tanımayan bir “insanlık sorunu”na dönüştüğünü söyledi. Bu süreçte ana akım medyanın perdeleme girişimlerine karşı sosyal medyanın bir karşı-hat ürettiğini ifade eden Çelik, paylaşımların ve dijital görünürlüğün Avrupa’da medya kuruluşları önünde gerçekleşen protestolara, ardından kitlesel eylemlere zemin oluşturduğunu, böylece ana akım söylemin baskılandığını dile getirdi.
Sumud Filosu’nda Sivil Katılım Dalgası ve Deniz Hattında Yaşanan Kritik Süreç
Söyleşinin dikkat çekici başlıklarından biri, filonun başvuru sürecinde ortaya çıkan toplumsal dalga oldu. Çelik, filonun internet duyurusunun ardından çok kısa sürede çoğu Avrupalı yüz binlerce insanın başvuru yaptığını, yoğunluk nedeniyle sistemin kapandığını ifade ederek, Gazze’ye yönelik uluslararası vicdanın büyüklüğünü bu tabloyla anlattı. Çelik, bu kitlenin yaşam tarzları ve sosyal profilleri itibarıyla “öngörülen kalıplara” sığmadığını; ailelerini, kariyerlerini bırakıp gelen kararlı, cesur ve sürekli eylem hâlinde olan bir sosyolojiyle karşılaştığını söyledi. Bu sürecin İsrail’in propaganda düzeneklerini aşındırdığını, Batı’da “uyanış” olarak adlandırdığı bir kırılma yarattığını vurguladı.Denizdeki güvenlik ve diplomasi gerilimini de ayrıntılandıran Çelik, sabotajlara rağmen filonun Gazze karasularına doğru ilerlediğini, farklı ülkelerin resmî tutumlarında “görüntü veren” yaklaşımlar bulunduğunu, bazı hatlarda istihbarat paylaşımı iddialarının konuşulduğunu aktardı. Bir sabah filonun çevresinde savaş gemilerinin belirdiğini söyleyen Çelik, Türk bayraklarının görünürlüğünün sahadaki gerilimi büyüttüğünü, bazı anlarda insani destek adı altında kumanya ve bebek maması gibi malzemelerin de teknelere ulaştırıldığını belirtti. Çelik, havadan 7/24 izleme baskısını da anlattı; Türkiye’ye ait insansız hava aracı varlığının uluslararası sularda olası bir müdahaleyi caydıran bir unsur oluşturduğunu, bu nedenle İsrail’in zamanlama planında gecikme yaşadığını ifade etti. Filonun Gazze’ye çok yaklaştığını, bazı teknelerin kıyının çıplak gözle görülebildiği mesafelere kadar eriştiğini belirten Çelik, bir sivil teknenin “selam vermek” için dahi o noktaya ulaşmasının Gazze’deki insanlar açısından psikolojik ve sembolik değer taşıdığını söyledi.

Kaçırılma Sonrası Küresel Tepki, Ateşkes Baskısı ve Şiddetsiz Direnişin Etkisi
Çelik, kaçırılma sürecinin ardından birçok ülkede kitlesel eylemlerin gerçekleştiğini, bunun İsrail’i diplomatik açıdan sıkıştırdığını, elliden fazla ülke vatandaşının alıkonulmasının uluslararası baskıyı artırdığını belirtti. Bu baskı ikliminin ateşkes sürecine giden yolda etkili olduğunu söyleyen Çelik, sivil aktivizmin siyaseti baskılayan bir güç ürettiğini, Sumud Filosu’nun bu yönüyle “şiddetsiz” ama caydırıcı bir araç haline geldiğini dile getirdi. İsrail’in vaatlerini tutmaması nedeniyle daha büyük bir filonun hazırlıklarının konuşulduğunu, Gazze’ye gıda girişinin hâlâ sınırlı olduğunu, barınma ve sağlık koşullarının ağır seyrettiğini ifade eden Çelik, bu noktada iki stratejik avantajdan söz etti: şiddetsizliğin sahadaki meşruiyet gücü ve propaganda üstünlüğünün giderek karşı hatta geçmesi. Çelik İsrail, şiddet üretme kapasitesini kullandığını buna karşılık şiddetsiz direnişin, İsrail’in elindeki meşruiyet araçlarını daralttığıni gözler önüne serdi. Söyleşide boykotun etkisi hakkında da açıklamalarda bulunan Çelik, sivil düzlemde en etkili araçlardan birinin boykot olduğunu, bunun sabote edilmesine yönelik “pazarlaştırma” ve “kafa karışıklığı üretme” girişimlerine karşı uyanık olunması gerektiğini söyledi. Çelik ayrıca, İsrail’in genç kuşakları kontrol altına almak üzere TikTok ve X gibi mecralara odaklandığını, ana akım medyanın itibar üretemediği bir dönemde propaganda bütçelerinin büyüdüğünü ifade etti. Çelik, yeni kuşakların yalan anlatıları kabul etmediğini, bu nedenle dünyanın 7 Ekim öncesi dengeye geri dönmesinin mümkün görünmediğini söyledi. Çelik Birleşmiş Milletler’in yapısından uluslararası politikalara kadar birçok alanda dönüşüm beklentisini dile getirdiğini sözlerine ekledi.
Gazze’ye Yardımın Zorlukları, Yumuşak Diplomasi ve Dijital Savaşın Yeni Riskleri
Soru-cevap bölümünde, yardım mekanizmalarına ilişkin yöneltilen soruya yanıt veren Ersin Çelik, Gazze’ye yardımın yüksek maliyet ve kara borsa koşulları nedeniyle çok zorlaştığını, buna rağmen güvenilir kurumlar üzerinden yapılan yardımların ulaştırılabildiğini söyledi. Çelik, Kızılay ve AFAD tırlarının Mısır tarafında hazır beklediğini, içeri giren her yardımın bir başarı anlamına geldiğini, güvenilir kuruluşların tercih edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Çelik Devlet ve sivil toplum ilişkisine dair soruya yanıtında ise bazı durumlarda sivil yapıların “yumuşak diplomasi” aracı olarak devletlerin önünü açabildiğini, sahada refleks üretme kapasitesinin bu şekilde güçlenebildiğini belirtti. Söyleşinin son bölümünde sosyal medyanın hem güç hem de karşı-güç üretme kapasitesi taşıdığını söyleyen Çelik, zamanla görüntülerin kanıksanmasının duyarlılığı aşındırabileceğini, bunun da bir “sersemleşme” etkisi oluşturduğunu ifade etti. Çelik, teknoloji ve veri ekosisteminin savaşın doğasını değiştirdiğini, WhatsApp gibi araçların dahi hedefleme süreçlerinde risk üretebildiğini söyleyerek, “savaş” kavramının yalnızca söylem düzeyinde ele alınmaması gerektiğini belirtti.Programın kapanışında, misafir konuşmacıya ve katkı sunan akademisyenlere teşekkür edilirken, Ersin Çelik katılımcıların sorularını yanıtlamasının ardından söyleşi tamamlandı.
Sumud Filosu’nun Amacı ve Önemi
Gazeteci-Yazar Ersin Çelik aynı zamanda Üniversitemiz İlahiyat Fakültesi Düşünce ve Ahlak Topluluğu tarafından Ballıca Kampüsünde Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Sekiz Nolu Hangar’da düzenlenen “Sumud Filosunda Yaşananlar ve Yarınlar” başlıklı konferansta da Sumud Filosu yolculuğunda bizzat yaşadıklarını ve İsrail hapishanesinde maruz kaldığı uygulamaları kendi tanıklığı üzerinden ayrıntılarıyla anlattı. Çelik, konuşmasında Filistin meselesinin yalnızca coğrafi ya da siyasi bir başlık olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, Gazze’nin bugün bütün dünyayı dönüştüren tarihsel ve sosyolojik bir kırılma alanına dönüştüğünü ifade etti. Ersin Çelik, “sumud” kavramının Filistin bağlamında sebat, direnç ve yerinde kalma iradesini ifade ettiğini vurgulayarak, bu kavramın soyut bir söylemden öte, kuşatma ve yok etme politikalarına rağmen gündelik hayatı sürdürme kararlılığı anlamına geldiğini dile getirdi. Bu çerçevede, 2025 ortalarında sivil toplum öncülüğünde başlatılan Küresel Sumud Filosu’na fiilen katıldığını belirten Çelik, filonun Gazze’ye uygulanan ablukayı kırmayı, Gazze’de yaşanan insani yıkımı doğrudan görünür kılmayı ve uluslararası kamuoyunda vicdani ve siyasi bir baskı oluşturmayı hedeflediğini aktardı. Çelik, bu sürecin yalnızca bir yardım girişimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, aksine devletlerin ve uluslararası kurumların aciz kaldığı bir denklemde sivil iradenin devreye girdiği küresel bir itiraz hattı oluşturduğunu ifade etti. Konuşmasında Sumud Filosu’nun hazırlık ve yolculuk sürecine de ayrıntılı biçimde değinen Ersin Çelik, farklı ülkelerden gelen aktivistlerin uzun ve zorlu bir eğitim sürecinden geçirildiğini, psikolojik ve fiziki dayanıklılık testlerinin uygulandığını ve yolculuğun her aşamasında ciddi risklerin göze alındığını anlattı. Akdeniz açıklarında seyir hâlindeyken insansız hava araçları tarafından takip edildiklerini, teknelerin üzerine bombalar atıldığını ve açık denizde ölümle yüz yüze gelinen anlar yaşandığını aktaran Çelik, bu deneyimin Gazze halkının yıllardır maruz kaldığı sürekli bombardıman gerçeğini çok daha derinden hissettirdiğini söyledi. Teknedeki çeşitlilikten de bahseden Çelik, Arjantinli, İtalyan, Bulgar kaptanlar ve mürettebatın gösterdiği fedakarlıktan etkilendiğini ifade ederek: “Futbol oynayan Arjantinli Gonzalo, Gazze için Los Angeles’tan en pahalı bileti alıp önce Amerika’ya, oradan İtalya’ya uçtu. Adamın gelme biçimi, fedakarlıkları benden çok daha üsttü.” Diye konuştu.
Yolculuk Sırasında Yaşananlar
Ersin Çelik, İsrail güçleri tarafından alıkonulduklarını, silahlı askerler eşliğinde gözaltına alındıklarını ve İsrail hapishanesinde kaldıkları süre boyunca psikolojik baskı, hakaret, susuz bırakma ve kelepçeli bekletme gibi uygulamalara maruz kaldıklarını ifade etti. Çelik, İsrail askerlerinin ve yetkililerinin özellikle Türk vatandaşlarına karşı açık bir düşmanlık sergilediğini, gazeteci kimliği nedeniyle sorgulamalara maruz kaldığını ve gözleri bağlanarak saatlerce dolaştırıldığını belirterek, hapishanede yaşanan bu sürecin, İsrail’in uluslararası hukuk ve insan hakları karşısındaki tutumunu çıplak biçimde ortaya koyduğunu vurguladı. Konuşmasında Batı kamuoyunda yaşanan dönüşüme de dikkat çeken Ersin Çelik, Gazze’de yaşananların Avrupa ve Amerika’da ciddi bir vicdani uyanışa yol açtığını, çok sayıda Batılı aktivistin Filistin meselesini kendi tarihsel deneyimleriyle ilişkilendirerek sahiplenmeye başladığını ifade etti. Sumud Filosu’na katılan farklı ülkelerden aktivistlerin fedakârlıklarını örnekleriyle aktaran Çelik, bu sürecin Batı’da Siyonizmle yüzleşme ve İsrail algısının çözülmesi bakımından önemli bir kırılma oluşturduğunu dile getirdi.
Gazze Bir İnsanlık Meselesi Haline Geldi
Ersin Çelik, Sumud Filosu’nun başarısını yalnızca Gazze’ye ulaşma meselesi üzerinden değerlendirmediğini belirterek, elliden fazla ülkeden yüz binlerce insanın bu tür girişimlere katılmak istemesinin İsrail açısından ciddi bir meşruiyet krizi anlamına geldiğini ifade etti. Filonun Gazze açıklarına kadar ilerlemesinin, Gazze halkı açısından “yalnız değilsiniz” mesajı taşıdığını vurgulayan Çelik, İsrail’in filoyla meşgul olduğu süreçte Gazze’de balıkçıların rahatça avlanabilmesinin dahi bu yolculuğun insani değerini ortaya koyduğunu söyledi. Konuşmasının sonunda boykot çağrısında da bulunan Ersin Çelik, bireysel tercihlerle oluşturulan tüketim reflekslerinin güçlü bir yaptırım aracına dönüşebileceğini belirterek, gençlerin bu konuda kararlı ve bilinçli bir duruş sergilemesinin önemine dikkat çekti. Çelik, Gazze meselesinin herkesin önüne ahlaki bir fatura koyacağını ve bu faturadan kaçmanın mümkün olmadığını ifade ederek konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Gazze herkesin önüne bir fatura koyacak. Tarafsız olmak, ortada durmak da kaybettirecek herkesi. İsrail’e destek vermeyen ama karşıt duruş da sergilemeyenler de hesap verecek. Gazze bir insanlık meselesi haline geldi. İslami değerler insani değerlerle buluşuyor.”
Soru cevap bölümünün ardından sona eren söyleşinin ardından İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen Filistin temalı afiş ve slogan yarışmasının finali gerçekleştirildi ve dereceye giren öğrencilere ödülleri takdim edildi.













