Son günlerde gerek şehrimizde gerekse Türkiye genelinde ardı ardına adli operasyonlar, rüşvet ve usulsüzlük iddiaları gündemi meşgul ediyor. Samsun’da Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) çatısı altında yaşanan ve yargıya intikal eden rüşvet operasyonundan tutun, ülke genelinde irili ufaklı birçok belediyede patlak veren yolsuzluk iddialarına kadar geniş bir yelpazeden bahsediyoruz.
Bir gazeteci olarak, halkın haber alma hakkını savunmak ve bu kirli ilişkileri deşifre etmek bizim asil görevimizdir. Buraya kadar hiçbir tereddüt yok. Ancak madalyonun diğer yüzünde, toplum olarak gözden kaçırdığımız, kaçırdıkça da kendi bindiğimiz dalı kestiğimiz çok tehlikeli bir refleksimiz var: Şahısların suçunu kurumlara yüklemek..!
Hukukun en temel, en evrensel ilkelerinden biri şudur: "Ceza sorumluluğu şahsidir."
Yani suçu kim işlediyse, cezayı o çeker. Günah kiminse, vebal de onundur. Fakat bizde süreç böyle işlemiyor. Bir belediyede, bir üniversitede ya da herhangi bir kamu kurumunda birkaç kişinin adı şaibeye karışmaya görsün; hemen o kurumu yerden yere vurmaya, itibarını sıfırlamaya çalışıyoruz.
Sanki ordaki suçu yapanlar değilde herkes bu işi yapıyormuş gibi hava estirilmeye çalışıyor. Yani kurunun yanında yaş da yanıyor.
Özellikle belediyeler bu durumun en canlı örneğidir. Belediyeler, devletin vatandaşa dokunan en sıcak, en doğrudan elidir. Siyasi partiler değişir, başkanlar değişir, bürokratlar değişir ama belediye makamı kalıcıdır. Bir daire başkanının, bir müdürün ya da bir personelin rüşvete, yolsuzluğa tamah etmesi, o belediyenin kurumsal kimliğini kirletmez, kirletmemelidir.
Eğer biz bir şahsın ahlaksızlığı yüzünden koskoca bir belediyeyi, bir üniversiteyi topyekûn "şaibeli" ilan edersek, o kurumun toplum nezdindeki ağırlığı hafifler. Vatandaşın o kuruma, dolayısıyla devlete olan inancı zedelenir. Güven duygusunun kaybolduğu bir yerde ise geriye sadece kaos ve kurumsal çürüme kalır.
Düşünün; OMÜ bu şehrin tıp alanındaki göz bebeği, binlerce şifa dağıtan hekimin yuvası. Belediyelerimiz sabahın köründe çöpümüzü toplayan, yolumuzu yapan, cenazemizde yanımızda olan yüzlerce namuslu personelin emeğiyle ayakta duruyor. Üç-beş açgözlü şahsın yaptığı usulsüzlük yüzünden, binlerce namuslu çalışanın emeğini, o kurumun yıllar içinde kazandığı saygınlığı nasıl bir kalemde silebiliriz?
Kurumların içi temizlenmelidir, buna eyvallah. Çürük elmalar ayıklanmalı, yargı önünde en ağır cezayı almalıdır, buna da eyvallah. Ama çürük elmaları temizlerken koskoca ağacı kökünden baltalamak hangi akla hizmet eder? Özellikle süreci bitmiş belediye başkanlarının arkasında bıraktığı borç yükünün başkanlık dönemi bitse bile bundan sorumlu olması gerekir.
Yıllar sonra çıkan hukuksuz bir işte eski belediye başkanın sorumluluğu yok yada ceza almaması gibi bir durum her zaman toplumda farklı algılara yol açmıştır. Örnekleri hep ortadadır.
Hiç bir zaman unutmuyoruz ama klasik bir laf olmuş artık "unutmayalım ki"; şahıslar gelip geçicidir, kurumlar ise devletin ve milletin ta kendisidir.