Header Reklamı
Paylaş

Sanatın Gözünden

Hazır

Ekleme: 23.08.2025 20:08 Güncelleme: 23.08.2025 22:54 Tahmini okuma süresi: 3 dakika

Şehrin giderek daha çok betonlaşmasıyla hepimiz nefes alabileceğimiz açık alanlara fazlasıyla ihtiyaç duyar olduk. Özellikle yaz aylarında tüm şehir halkı, bölgedeki yerli ve yabancı ziyaretçiler için...

Şehrin giderek daha çok betonlaşmasıyla hepimiz nefes alabileceğimiz açık alanlara fazlasıyla ihtiyaç duyar olduk. Özellikle yaz aylarında tüm şehir halkı, bölgedeki yerli ve yabancı ziyaretçiler için cazibe merkezi haline gelmiş Atakum sahilimiz, günün her saatinde, sporcular, yürüyüş yapmak isteyenler, balık tutanlar, denize girmek ve piknik yapmak için gelenlerle her kesim vatandaşa hitap etmektedir.
Hepimiz için önemini tartışmaya dahi açamaya gerek duymadığımız, Samsun sahilinde bir yürüyüşe çıkalım. Fakat bu kez deniz kokusunu içimize çekmek, engin maviliği izlemek, dalgaların sesini dinlemek, sandalyelerimizi ağaçların altına atıp çay keyfi yapmak yerine, biraz daha aşağıya, ayaklarımızın dibine bir bakalım. Yemyeşil çimenlerin üzerini kaplayan, peçeteler, içecek kutuları her yeri istila etmiş çekirdeği kabukları…

Sahil kenarında yenilenlerden kalan, rüzgarla yerlerde sürüklenen midye kabukları…

Tüm bunlar, Samsun'umuzun güzelliğini değil, maalesef bencilce tüketimini ve duyarsızlığını gösteriyor.

Yürürken gördüğüm ve bahsettiğim bu atıklar, mevcut soruna dikkat çekmek ve halkı düşündürmek için birer sanat malzemesi olabilir miydi? Aklımdan geçmiyor değil Enstalasyon . Tam da tanımına uygun. Enstalasyon izleyiciyi sanat eserinin bazen bir parçası haline getirebilir, dış mekanlarda sosyal alanlarda, estetik kaygı gütmeden bir sorun ya da fikri deneyim olarak gerçekleştirebilir. 
Sahilimize özgü olarak yaratılabilecek ve buranın özelliklerini kullanarak bir Enstalasyon performansı sergileyecek olsam, kullanacağım malzeme çekirdek ve midye kabuklarından olurdu. Bu konu içinde çarpıcı bir gerçekliği dikkat çekici hale getirirdi. Sanatla bir güzelleme yapmak yerine, acı bir gerçeği yüzümüze vurmuş olurduk. O çöp yığınları, aslında kendi ellerimizle yarattığımız bir kirlilik heykeli olduğunu anlatırdı hepimize sessizce sözsüzce…

Bu fikir, bir heykeltıraşın elinden çıkan bir eserden çok daha güçlü bir etki yaratabilir. Sahilde, herkesin görebileceği bir noktada dev çekirdek kabuğu heykeli yükselseydi, bu heykel, sanatın
güzelliğini değil, çevresel bilincin ne kadar eksik olduğunu haykırırdı. Ya da bir parkın ortasında, plastik şişelerle ve midye kabuklarıyla örülmüş bir deniz canlısını anlatan bir eser dursa... Bu sanat eseri, denizi değil, denizdeki kirliliği resmederdi…

Sanatın en güçlü yönlerinden birini de tanımış olurduk böylece, doğaya fırlatıp attığımız küçücük şeylerin büyük sorumluluğu da bu kez gözümüzden kaçamazdı.

Sanat, her zaman güzel olanı anlatmak zorunda değildir. Bazen, çirkin olanı, acı vereni göstererek bir uyanışa aracı olur. Bu, sadece bir geri dönüşüm projesi değil, aynı zamanda şehrin kendi hatalarını sanatla yüzleştiği bir ayna olurdu. Sayfalar dolusu çevre raporu, şikayet mesajı yerine, sanatın ve Enstalasyonun çarpıcı ve eleştirel gücüyle yaratılmış görseller, belki de hepimizi durup düşünmeye, daha duyarlı olmaya yönlendirirdi… 

Bizi Takip Edin

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.